top of page
Ara

Son Çare: Veganizm


Yazar: Hilalnur Yaman


Hayvancılığın Gerçek Yüzü


Sabah uyandınız, kahvaltı menüsünde: süt, yumurta, tereyağı, bal, peynir var. Kahvaltınızı yaparken kafanızı rahatlatmak için yapacağınız hafta sonu etkinliğini düşünüyorsunuz. Balık tutmak harika bir seçenek gibi görünüyor. Ayrıca akşam eve gelirken 1 kilo et alıp akşam midenize kutlama yaptırmayı hayal ediyorsunuz. Ne kadar masumane bir senaryo değil mi? Gerçekten… Öyle mi?.. Senaryonun içinde bulunan süt ürünleri, bal, balık ve etin masaya nereden geldiğine bakarsak bu senaryonun gerçekten masum olup olmadığını görmüş olacağız. Masamızdaki süt ürünlerinin ve etin geldiği çiftliği; izlediğimiz reklamlardaki gibi yemyeşil, bütün hayvanların musmutlu yaşadığı -daha doğrusu öldüğü- bir yer olarak hayal ettiyseniz maalesef gerçek çok daha farklı. Bu senaryonun gerçek yüzünü görelim:


Soframızdaki sütün hikayesi sandığımız kadar ak mı?


İnekler sütlerini, her memeli gibi, hamilelikten sonra kendi yeni doğan yavrularını beslemek için üretir ve hamile kalmadıkça üretim sektörü için gereken sütü veremezler. Tıpkı insanlar gibi 9 aylık bir hamilelik süreçleri vardır. Süt sektöründe bu süreç, önce zorla hamile bırakma ve sonra yavruları kendilerinden koparılan ineklerin makineleştirilmesi şeklinde işlemekte. İnekler doğumdan 1 ile 3 gün sonra yavrularından ayrılıyorlar. Çünkü buzağı annesi ile kalmaya devam eder ise inek sütünü yavrusu için saklar ve sağım makinesi ile yeterli süt sağılamaz. Yavrularından ayrılan inekler günlerce ağlayarak yas tutarlar. Süt sektörü inekleri, yapılarıyla oynayarak, normalden kat kat daha fazla süt vermeye zorluyor. Süt ineklerinin %30 ile %50’si oldukça acı veren bir meme dokusu iltihabı olan “mastitis” mağduru. Ayrıca bu ineklerin yarıya yakını; sürekli hamileliğe zorlandıkları, pis ve sert zeminlere maruz kaldıkları için topal kalıyor. Eskisi kadar süt verememeye başladıklarında ise kesimhanelere gönderiliyorlar.[1,2,3]


Peki etin hikayesi?


Doğduktan sonra 1 ile 3 gün içinde annesinden ayrılan erkek buzağıların yolculuğu, süt üretiminin bir yan ürünü olarak mezbahalara doğru devam ediyor. Birçok erkek buzağı, etlerini narin tutmak için 22 haftaya kadar karanlık sandıklarda tutuluyor. Bu korkmuş ve bezgin yavrular; antibiyotiklere boğulmalarına rağmen anemi, kronik zatürre ve ishal gibi pek çok haftalığa yatkın. Bu hastalıklar veya kas körelmesi nedeniyle birçoğu yürüyemiyor. Kesimhaneye gönderilirken 40-45 buzağı tek bir tıra sıkıştırılıyor ve yüzlerce kilometre boyunca yemeksiz, susuz ve veterinersiz ölüme gönderiliyor. Üstelik sadece yavrular değil tüm hayvanlar bu şekilde taşınıyor. İşkenceyle geçen kısacık ömürlerinde ne temiz hava soluyabiliyor, ne de gün ışığı görebiliyorlar. Birçoğu maruz kaldıkları korkunç koşulların bir sonucu olarak çiftliği dahi terk edemeden hastalıktan veya yaralanmalar nedeniyle ölüyor veya eti ve derisi için öldürülüyor. Sağ kalanları ise eninde sonunda mezbahada dehşet verici, kanlı bir ölüm bekliyor. [1,4]


Balıkçılığın Gerçeği


Balıklar da tıpkı inekler, koyunlar, tavuklar, kazlar ve domuzlar gibi vahşice doğal yaşam ortamlarından, denizlerden sürüler halinde koparılıyor. Bir futbol sahası büyüklüğünde dev ağlarla avlanan balıklar sofralarda besin olarak sunulabilmek için dakikalarca nefessiz bırakılarak, boğularak ve can çekişerek yaşamlarını yitiriyorlar. [4]


Ayrıca balıkçılık endüstrisi her gün dünyanın etrafını 500 kez saracak miktarda misina kullanıyor. Öldürmek için geliştirilmiş olan bu ağ ve misinalar deniz canlıları için plastik pipetlerden çok daha tehlikeli. “Büyük Pasifik Çöp Alanı” olarak tanımlanan bölgedeki plastik kirliliğin %46’sını denizlere atılmış dev balıkçı ağları oluştururken geri kalan atıkların çok büyük bir kısmını da diğer balıkçılık araç-gereçleri oluşturuyor. Çok büyük ölçekli plastik kirliliğine sebep olan balıkçılık ekipmanları yalnızca deniz canlılarının ölümüne yol açmıyor, aynı zamanda okyanus ve deniz ekosistemlerini de geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip ediyor. Örneğin, 13 jumbo jet uçağını boydan boya sarabilecek büyüklükteki sürütme ağlarıyla balık yakalamak için okyanus tabanını silip süpüren dip trolü yöntemiyle yapılan balıkçılık, her yıl 16,1 milyon metrekare (3,9 milyar akre) genişliğinde deniz tabanını çölleştiriyor. Bu da dakikada 4316 futbol sahası büyüklüğündeki alanın çölleştirildiği anlamına geliyor. [5]

Bütün bunlar hala buz dağının sadece bir kısmı. Masalarımıza gelenlerin gerçek yüzü düşünebildiğimizden çok daha karanlık.

Hayvan Hakları “Çiçek Böcek İşi” Mi?


Hayvan hakları; hak mücadeleleri arasında en hafife alınan, “çiçek böcek işi” olarak görülen ancak oldukça ağır bir etkisi olan ve hayatın içinde sürekli bulunan bir mücadele. Halbuki hayvan haklarının insanların tüm hak mücadeleleriyle organik bir bağı var. Bunu en açık görebileceğimiz alan kölelik. Günümüzde kölelik kavramı bize şüphesiz uzak geliyor. Bazı işlerimizi yapmak ve/veya ihtiyaçlarımızı gidermek için, köle pazarlarından bir köle satın aldığımızı, onu öldürmeyecek kadar ihtiyaçlarını karşıladığımızda onu dövebileceğimizi, sınırsız işkence edebileceğimizi, öldürebileceğimizi hatta kesip yiyebileceğimizi hayal etmek bile midemizi bulandırıyor. Fakat tüm bunlar sadece 200 yıl kadar önce hem yasal hem de ahlaki olaraknormal karşılanıyordu.[3] Bugün aynı durum hayvanlar için de geçerli. Herhangi bir insan, mucizevî bir varoluş ile dünyaya gelmiş bir canlıyı kendisininmiş gibi alıp satabiliyor, yaşamak için buna ihtiyacı olmadığı halde istediği zamanda öldürüp yiyebiliyor, yavrusundan ayırıp her şeyinden faydalanabiliyor ve nasıl olabiliyorsa bu durumun 200 yıl kadar önce insanlara yapılıyor olmasını hayal bile edemeyen ve bu hak mücadelesini savunan insanlık, aynı durumun bugün hayvanlar için yapılıyor olmasını hem yasal hem de ahlaki olarak uygun görüyor! Bu çelişkili durum “türcülük” olarak tanımlanıyor. İnsanca yaşamak isterken, insan onuruna yakışır bir muamele isterken, aynı zamanda hayvanların insanca katledilmesini istiyoruz. Yıllardır savunduğumuz; insanlık onuru ve insanca muamele öldürmekle, sistematik olarak sömürmekle nasıl yan yana gelebilir? Neoliberal, patriyarkal, ırkçı, heteroseksist dünya ile mücadele ederken türcülük ile de mücadele etmeliyiz. Aksi takdirde, dünyanın ilk köleleri olan hayvanları özgür ve eşit görmedikçe ne kölelik ne de hiçbir sömürü biçimi son bulmayacak. Eğer türcülüğü mazur görürsek, ırkçılık, cinsiyetçilik, heteroseksizm, ayrımcılığın ve sömürünün diğer biçimleri de var olmayı sürdürecek. [6,7] Çünkü sömürünün tüm biçimleri birbirinden ayrılmaz bir bütünsellik içinde. Hepsinin temelinde şiddet bulunuyor. Biz şiddetin herhangi bir türünü mazur gördükçe şiddetin her türlüsü devam edecek. Lev Tolstoy’un dediği gibi: “Mezbahalar oldukça, savaşlar devam edecek.”


Hayvan Kullanımının Dünya’ya Faturası


İklim krizi şu anda dünyanın gündeminde bulunan en önemli konulardan bir tanesi. İklim krizinin nedenleri arasında ilk akla gelen konular sanayileşme ve fosil yakıtlar oluyor ancak bu krizin altında bir başka başrol olan hayvancılık da yatmakta . Hayvancılık, insan kaynaklı diazot monoksit gazı (nitroz oksit-N2O) emisyonun %62’sinden sorumlu. N2O gazı, karbondioksitten 296 kat daha fazla küresel ısınmaya sebep olabilecek bir sera gazı çeşidi ve atmosferde kalış süresi 150 yıl.[8,9] Su kullanımı konusunda da hayvancılık en önemli etkenlerden biri. ABD’nin su harcamasının %5’ini kişisel ev kullanımları oluştururken, hayvansal tarımın harcadığı su oranı %55. Türkiye’de ise bu oran evsel kullanım için %7 iken, hayvansal tarımcılık için %40. [8] Tüm insan nüfusunun ürettiğinden 130 kat daha fazla atığı, hayvanlar üretiyor. Yıllık 1.4 milyar ton atık et endüstrisi tarafından üretiliyor. ABD’de her bir kişi 5 ton hayvan atığı üretimine neden oluyor. [8] Bütün bu datalardan çıkarılan, hayvancılığın dünya için faturası da tahmin ettiğimizden çok daha fazla olduğu. Sesine kulak verebilirsek, ekosistem bizi her bir yandan hayvan sömürüsüne son vermeye çağırıyor.

Hayvan Kullanımı Olmayan Bir Dünya Mümkün Mü?


İnşa ettiğimiz böylesine korkunç bir sömürü düzeninde ihtiyacımız olan bir parça empati. Ezilen, hor görülen, hakları görmezden gelinen, ötekileştiren herkes için. [4] Bunun için hayatın hiçbir yerinde hayvan sömürüsü içermeyen bir yaşam felsefesi de bulunuyor: Veganizim. Bu yaşam felsefesi hayvanların etine, sütüne, ürettikleri hiçbir besine ve hayvanlardan üretilen hiçbir şeye talip olmuyor. Hayvanların ve hayvansal çıktı ve içeriklerin yer almadığı (vegan) bir senaryo, tüm sektörlerde ortaya çıkan toplam küresel sera gazı salınımını %28 oranında azaltabilir. Aynı zamanda et ve süt ürünlerinin tüketilmediği bu senaryoda, küresel tarım alanlarının kullanımı da %75 oranında azaltılarak halen dünyayı besleyecek miktarda ürün temin edilebilir (Bu da ABD, Çin, Avustralya ve AB ülkelerinin toplam alanına eşit bir alana tekabül ediyor). [4] Vegan beslenmeyi benimseyen bir kişi, hayvansal ürünlerle beslenen bir kişiden %50 daha az CO₂ üretiyor, 1/11'i kadar fosil yakıtı tüketiyor, 1/13'ü kadar su tüketiyor ve 1/18'i kadar toprak kullanıyor. [8,9,10,11,12,13,14] Her gün, vegan beslenmeyi benimseyen bir kişi 4.100 litre su, 20 kilo buğday, 2.8 metrekare ağaçlı alan, 9 kilo karbondioksit eşdeğeri ve 1 hayvanın hayatını kurtarıyor. [8,9,10,11,12,13] Öyleyse vegan olmak için, evrensel değerleri özelleştirmeden herkes için aramak için, içinde yaşadığımız ekosistemde “egoyu” değil “ekoyu” merkeze koyduğumuz bir yaşam felsefesine adım atmak için ihtiyacımız olanlar sadece biraz empati ve cesaret.






Kaynakça


  1. Süt Sektöründe Inek Yavruları · Vegan Rehber. Vegan Rehber. (2020, May 4). Retrieved November 28, 2022, from https://veganlik.org/ineginhayati/

  2. (2020). YouTube. Retrieved November 28, 2022, from https://youtu.be/Jv0F8xGjo7E.

  3. Erzincanli, H. O. (2010, November 26). Hayvansal Gıda üretimi, Hayvan Refahı ve hakları. Yeşil Gazete. Retrieved November 28, 2022, from https://yesilgazete.org/hayvansal-gida-uretimi-hayvan-refahi-ve-haklari/

  4. Veganlık Nedir? Hayvan Hakları ve Hayvan özgürlüğü. TVD. (2021, November 13). Retrieved November 28, 2022, from https://tvd.org.tr/hayvan-haklari/

  5. Neftlix. (2021). Seaspiracy. Watch Seaspiracy | Netflix Official Site. Retrieved November 28, 2022, from Neftlix. (2021). Seaspiracy. Watch Seaspiracy | Netflix Official Site. Retrieved November 28, 2022, from shorturl.at/cdiMR.

  6. Yazar, K. (2020, August 2). İpini Koparıp Kaçan Dana. Gaia Dergi. Retrieved November 28, 2022, from https://gaiadergi.com/ipini-koparip-kacan-dana/

  7. Francione, G. L. (2014, February 12). İnsan hakları ve Hayvan Hakları: Mükemmel Birliktelik. Abolisyonist Vegan Hareket. Retrieved November 28, 2022,from https://abolisyonistveganhareket.org/post/76434690030/i-nsan-haklar%C4%B1-ve-hayvan-haklar%C4%B1-m%C3%BCkemmel

  8. FAO. (n.d.). Livestock's long shadow.

  9. EIA. (n.d.). U.S. Energy Information Administration - EIA - independent statistics and analysis. EIA. Retrieved November 28, 2022, from https://www.eia.gov/environment/emissions/ghg_report/ghg_nitrous.php

  10. The American Journal of Clinical Nutrition. (n.d.). Sustainability of meat-based and plant-based diets and the environment.

  11. One Green Planet. (2018, October 29). Facts on animal farming and the environment. One Green Planet. Retrieved November 28, 2022, from https://www.onegreenplanet.org/animalsandnature/facts-on-animal-farming-and-the-environment/

  12. Michael Bluejay Vegetarian Guide. (n.d.). Vegetarianism and the Environment Why going meatless is important. Want to save the environment? Go vegetarian. Retrieved November 28, 2022, from https://michaelbluejay.com/veg/environment.html

  13. Our Food Our Future Making A Difference With Every Bite. (n.d.).

  14. Ranganathan, J., & Waite, R. (2016, April 20). Sustainable diets: What you need to know in 12 charts. World Resources Institute. Retrieved November 28, 2022, from https://www.wri.org/insights/sustainable-diets-what-you-need-know-12-charts


555 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentários